Mustafa Kemal’in, Armstrong’un BOZKURT Kitabına Cevabı (8-14 Aralık 1932, Tam Metin)

İngilizlerle Çanakkale’de savaşımızdan 17 yıl sonra, bir İngiliz Yüzbaşısı olan Capitaine Harold Armstrong, Mustafa Kemal aleyhinde Bozkurt adlı bir kitap yazar.

‘Grey Wolf, Mustafa Kemal : An Intimate Study of a Dictator’
(Bozkurt, Mustafa Kemal: Bir Diktatör Hakkında Çalışma)

Hem Mustafa Kemal, hem de Türkler hakkında oldukça çeşitli ve gereksiz yalanlarla dolu bu kitap, ülkemizde zaman içinde çeşitli kereler yasaklanmış olmakla birlikte Mustafa Kemal bunun gereksiz olduğunu da ifade etmiştir.

Kitap yayınlandığı tarihlerde Mustafa Kemal, Sivas mebusu Necmeddin Sadık’a kendi hayatıyla ilgili detayları dikte ettirip, 8-14 Aralık 1932 tarihleri arasında Akşam gazetesinde yayınlatır.

Atatürk’ün ailesi ve özel yaşamıyla ilgili epey detaylı bilgilerin de olduğu bir haftalık bu yazı dizisinin tamamının metnini ve gazete kupürlerinin resimlerini aşağıda bulabilirsiniz.

(Birçok yerde hem yazar adı hem de tarihler yanlış yazılmış olup, doğrusu yukarıda belirttiğim şekildedir.)


1 / 7

BOZ KURT: Mustafa Kemal
Yüzbaşı Armstrong’a Cevap

NECMEDDİN SADIK, Akşam Gazetesi
8 Kanunuevvel (Aralık) 1932 Perşembe

Capitaine Armstrong kimdir? – Mütarekenin kara günlerinde İstanbulda sefih ve türk düşmanı bir ingiliz yüzbaşısı – Mahut Sait Molla ile rabıta ve münasebetlerinin mahiyeti – Bir türk düşmanı, Gazinin aleyhinde bulunmak için hangi çareye baş vurabilir?

“1908 de padişahı deviren!;
1915 te Geliboluda İngiliz imparatorluğunu ezen;
1922 de İzmir’de Yunanlıları denize döken;
1923 te muzaffer müttefik devletleri İstanbuldan kovan;
1924 te hilafet kudretini imha eden;
1926 da bütün muhalefeti asan;
1932 senesine kadar, yıkılan bir imparatorluktan bir millet yaratan
Zalim, acı, demir iradeli bir Adamın tetkiki…”

İngiliz yüzbaşısı M. Armstrong’un Gazi Hazretleri hakkında yazdığı kitabın bir kabını, baştan başa bu kitâbe süslüyor. Yıkılmış, ezilmiş, her köşesi istilâya uğramış bir imparatorluk enkazından -bu İngiliz entelijans servisi zabitinin de takdir ve itiraf ettiği gibi- filhakika yeni ve modern bir devlet, genç ve zinde bir millet çıkaran Gazi Mustafa Kemal’in menakıbini (menkıbeler) birkaç satırda hülasa eden ve esere de bir nevi kısa fihrist vazifesi gören bu müheyyiç (heyecan verici) kitabe, tenkit ve reddedeceğimiz kitabın mahiyetini de bir bakışta ifşa ediyor:

İngiliz zabiti Gazi’nin eserini inkar edemediği için, daha doğrusu, Gazi’nin eseri en garezkâr ve sui niyetle dolu insanların bile inkar edemedikleri kadar hadisata ve cihan tarihine mal olduğu için «gülünç ve cahil» diye kitabının ellerden atılmasından çekinen her müellif için hakikatı olduğu gibi yazmaktan başka çare yoktur!… Yüzbaşı Armstrong ta böyle yapmıştır.

Fakat bu eserin müellifi «Capitaine Harold Armstrong» kimdir?

Mütareke devrinde İstanbul’u işgal eden İngiliz ordusunun istihbarat şubesinde meşhur Capitaine Benette’le beraber çalışan bu genç yüzbaşı, Gazi ve Türk milleti Anadolu’da vatanı kurtarmak için cihanla pençeleşirken, Istanbul’da Türk milliyetperverlerine eziyet, işkence eden entrikacı, dalavereci çirkin bir sima idi. Meğer, İstanbul’da kendisini iyi tanıyanlar pek çokmuş!

Beyoğlu ecnebi mehafilinde (mahfiller, meclisler) yeniden yaptığımız tahkikata nazaran, bu yüzbaşı, zevk ve sefahate meclüp (tutkun), marazi hassasiyetlere meraklı, hakiki İngilizlerce çok menfur olan kumara müptelâ, Cercle d’Orient’da (Opera Sineması, şimdiki Emek Sineması) bakara masasından ayrılmaz, ekseriya borcunu da ödemez, maceraperest bir gençtir.

İstanbul muhitini o kara günlerde tefessüh ettirmek için aradığı ve dost olduğu sefil adamlar arasında mahut Sait Molla’yı bulmuş, onunla samimiyetini artırmış, ona “İngiliz Muhipler Cemiyeti”ni teşkil ettirmiş ve Sait Molla’yı iktidar mevkiine çıkarmıştır.

(Resim)
Gazi Mustafa Kemal hazretleri

Bu genç İngilizin Sait Molla ile rabıta ve münasebetleri, Beyoğlu’nun levanten muhitinde hala türlü türlü tefsir ediliyor! Bu garip gencin Beyoğlu’ndaki maceralarını -mevzuumuzu bozmamak için- ileride ayrıca yazacağız.

Bir İngiliz müellifi, şimdiye kadar bildiğimize nazaran gördüğü, öğrendiği veya tetkik ettiği bir hadiseyi yazarken mevzuunu bir gramofon veya fotoğraf cihazı gibi dürüst ve sadıkane nakleder, eserine asla yalan karıştırmaz, mübalagaya dahi sapmaz. Diğer milletlerin müelliflerinde bazan görüldüğü gibi, ciddi İngiliz müellifleri kitaplarının satışını temin için sahte ve sun’i heyecanlara tenezzül etmezler. Hele garezkarlık İngilizler için en ağır mayubattandır (ayıplar). Biz İngilizleri böyle biliriz.

Halis İngiliz muharrirleri (yazarları), bitaraf olmakla meşhurdurlar. Zaten hakiki İngilizlerin en büyük ahlaki şiarı yalan söylememektir.

Yüzbaşı Armstrong’un eserini okuduğumuz zaman, hakiki bir İngiliz karakteriyle taban tabana zıt, yalancı, garezkar, ve sırf kitabını satmak, yahut bir büyük adamı fena tanıtmak endişesiyle hareket eden bir müellif karşısında bulunduğumuzu derhal anladık. Bu tezaddır ki, bizi Armstrong’un şahsi hüviyeti hakkında tahkikata sevketti. İşte bu tahkikat neticesinde öğrendik ki, M. Armstrong mütareke devrindeki harekâtiyle yalnız Türkleri değil, İngilizleri de hicaba sevkeden ve onlarca da nefretle görülen müvazenesiz (dengesiz) bir adamdır.

Kendisine cevap vermiye lüzum görüşümüz, mevzuun bizce mukaddes olmasından ve İngiliz matbuatında bu kitaptan çok bahsedilmiş olduğunu gördüğümüzden ileri geliyor. Muharrirde ilmi veya ahlaki her hangi bir kıymet sezdiğimizden değildir.

Müellif, bittabi Türkleri sevmiyor. Türklerin ve Türkiye’nin eskidenberi düşmanıdır. Milli mücadelenin, Gazi Mustafa Kemal’in aleyhinde, senelerce çalışmıştır. Türkleri kitabında daima “iptidai (ilkel), vahşi aşiret” diye tavsif eden bu zaif ahlaklı İngiliz zabiti milletimiz hakkındaki gayzını izhar (hıncını göstermek) için ne yapsın?

Gazi’yi fena göstermek için, onun mehip ve muazzam bir tarih abidesi gibi gözlere batan, gün gibi aşikâr, İngiltere’deki çocuklarca bile malum eserini küçültmek mümkün olmayınca ne yapsın? Eseri takdir etmek, olduğu gibi göstermek, fakat insanı küçültmek ve bunun için de, bütün bunları yapan adamın İngilizlerce ve ecnebilerce malum olmıyan hususi hayatına hücum etmek… Bundan daha basit bir manevra olur mu? İşte yüzbaşı Armstrong bu manevraya baş vurmuştur. Kitabının kabında müellifin, derhal göze çarpan gizli fikri budur: Açık hayatında ve vazife başında bütün bu büyük işleri yapan insan, hususi hayatında zalimdir, acıdır, haşindir, muhaliflerini asmıştır!

İngiliz muharririnin ikinci bir fikri daha, yine kitabın kabında derhal göze çarpıyor: Gazinin resmini koymuş… fakat nasıl bir resim!… Bütün fotoğrafları, yüzündeki necip ve asil güzelliği, gözlerindeki harikulade seciye kuvvetini ifade eden, bilaistisna (istisnasız) herkese derin bir hürmet ve sevgi telkin eden Gazi Hazretleri, hiç bir acemi veya garezkar ressam elinde bu derece tahrif “défiguré” (biçimsiz) edilmemiş, böyle korkunç bir şekle sokulmamıştır. Bu resim hakkında, bir İngiliz Gazetesinin mütaleasını yazmak, müellifin hasis maksadını göstermiye kafidir.

Bu İngiliz gazetesi diyor ki: “Kitabın kabındaki resim, insanın damarlarındaki kanı dondurmıya kâfidir. Eğer Mustafa Kemal Paşa hakikaten bu feci resme benziyorsa, insan, karanlıkta değil, gündüz bile onunla karşı karşıya gelmekten korkar… (Sunday Times, 30/10/32)

Ne bir fotograf ne de bir karikatür olmıyan, tıkpı Arsen Lüpen ve saire gibi cinai romanların kabını süsleyen temsili resimleri andıran bu çizgi ve renk ucubesi, sırf okuyucuların merakını celbetmek ve kitabı satmak için oraya konmuştur.

Esasen asrın en büyük adamı olduğunu bizzat kitabında itiraftan kendini menedememiş olan M. Armstrong, Gazi Hazretlerine, hususi hayatında âmiyane bir macera romanı kadar muhayyel uydurma evsaf (vasıflar) izafe etmekle İngilizlerin «görülmemiş» şeylere karşı malüm merak ve alakalarını celbetmekten ibaret addolunabilir. Kaptaki o korkunç resim kitaptaki bu hasis maksadın ilk afişi vazifesini görüyor. Bunu yalnız, biz değil, diğer bir İngiliz gazetesi söylüyor: «Bu kitap hakiki bir hikayeden ziyade, meraklı bir sinema filmi senaryosunu andırıyor…» (The Opserver, 30/10/32)

İngiliz müellifinin bu uydurma kuvvetini, kitabı dolduran yalanları, tarihi misallerle ispat etmek istiyoruz. Kitabın haddi zatinde hiç bir kıymeti yoktur. Çünkü, vesikaya müstenit (dayanan) malüm hadiseler haricinde -yani Gazi’nin askeri zaferleri, vücuda getirdiği siyasi ve içtimai inkılaplar haricinde- hususi hayatına, seciyesine, ahlakına ait efsanelerin ve hükümlerin ciddi, tarihi hiç bir mahiyeti yoktur.

Bu kitap hakkında bir tenkit yazmış olan İngilizce «Sunday Referee» gazetesi aynen diyor ki: «M. Armstrong, sinemadan taklit edilmiş, hikayeyi bir usul takip etmiştir.» «Sunday Times» de diyor ki: «M. Armstrong, sanki elinde portatif bir mikrofon aleti olduğu halde, Mustafa Kemal Paşayı, otel odalarında takip etmiş, hususi mükâlemelerini (diyalog) bile dinlemiştir!.. Bu kitap, müverrihler (tarihçiler) için mehaz (kaynak) diye kullanılamaz.»

Bu kitabın tetkikine yarın devam edeceğiz.

NECMEDDİN SADIK


2 / 7

BOZ KURT: Mustafa Kemal
Yüzbaşı Armstrong’a Cevap

NECMEDDİN SADIK, Akşam Gazetesi
9 Kanunuevvel (Aralık) 1932 Cuma

Mustafa Kemal bir diktatör müdür?
Gazinin kudret ve salâhiyetindeki mahiyet…
“Boz Kurt” kitabını açalım, okuyalım…
Türk milleti hakkında müellifin ilk hatası ve hakareti…
Gazinin doğuşu, anası, babası…

M. Armstrong, kitabın adını şöyle koymuş: “Boz Kurt, Mustafa Kemal: Bir Diktatörün Hususi Hayatının Tetkiki”.

İngiliz müellifin, kitabının adına yapıştırdığı bu ‘Diktatörlük’ vasfı Türkiyeyi iyi tanımıyan garp muharrirleri tarafından Mustafa Kemal isminin yanına sık sık takılan bir tevcihtir. Gariptir ki, Gazinin en az hoşlandığı, hatta en fazla nefret ettiği sıfat ta budur. Bunun için, kitabı açmadan evvel bundan bahsedelim.

Gazi, bir politika oyunu, bir hükümet baskını ile, kuvvet ve cebir kullanarak, hattâ bir sınıf veya zümrenin arzusu ile devletin bütün kudret ve salâhiyetlerini nefsinde toplamış bir politikacı değildir ki, Diktatör sıfatı ona yakışsın. Gazi, bütün bir milletin tarihe ve cihana karşı isyan ve ihtilali neticesi, millet tarafından iş başına getirilmiş bir Halaskardır (kurtarıcı).

O, dahili politika tertibatiyle iktidar makamını ele geçirmiş bir siyaset adamı değil, büyük bir milletin ıstırabının doğurduğu bir kahramandır. Bu farkı anlamak için, onun doğuşunu ve yükselişini hakiki diktatörlerin hayatile mukayese etmek kafidir.

Gazi nasıl diktatör olur ki, vatanın istikbalini kurtarmak için cephede ordular idare ederken, kendine, şahsına düşman unsurların da içinde bulunduğu Millet Meclisini hiç bir an ihmal etmemiş, düşman ordularına göğüs gerdiği, yahut taarruzlar hazırlamakla meşgul olduğu cehennemî günlerde, Millet Meclisindeki demagoglara, hasutlara (kıskançlara) meram anlatmak için mütemadiyen cepheden Ankaraya giderek kürsüden Meclisi ikna etmek vazifesini lüzumsuz bir zahmet addetmemiştir.

Diktatör olmak istiyen milli bir kahraman için daha o zamanlar bu zahmeti külfet saymaktan kolay ne vardı? Gazi diktatör değil, mahsul ve mevlüdu olduğu milli iradenin kudret ve kudsiyetine tapan, dünyada her varlıktan üstün tuttuğu Türk milletinin vicdanından kuvvet alan en demokrat ruhlu bir devlet reisidir.

Eğer, M. Armstrong, açık hakikati, ticaret emeline veya garaz fikri sabitine biraz tercih etseydi, Türkiyenin son seneler tarihi zarfında, Gazinin diktatörlükten nefretini isbat eden nice beliğ (anlaşılır) hadiseler bulurdu…
Fakat ne çare ki, bu İngiliz yüzbaşısı Gazi ve dolayısile Türkiye aleyhinde senelerdenberi kafasında yereden veya ettirilen sabit fikirlerin tesiri altında hayali dai ma hakikate tercih etmiştir. Bu iddiamızı, kitabı baştan başa dolduran inkar edemediği bir çok tarihi hakikatlar yanında yalan yanlış masallardan bazılarını göstermek suretile isbat edeceğiz. Ta ki, tarihe, böyle amiyane bir romandan dahi intikal edebilir efsaneler önünde, İngiliz milleti gibi maddi hakikate aşık bir milletin hatırası bulanmış olmasın…

«Boz Kurt» kitabını açalım. İlk sahifeden itibaren sonuna kadar göz gezdirelim. «Boz Kurt» kitabı şöyle bir mukaddeme ile başlıyor:

“İsanın XIII üncü asrında büyük kuraklık oldu. Çin duvarlarından bütün Asyaya kadar topraklar çatladı. Yağmursuzluktan arz, parça parça oldu. Aşiretler sürülerine yeni otlaklar bulmak için yerlerinden kalktılar. İçlerinde Osmanlı Türkleri de vardı. Bu Türklerin reisleri Süleyman Şah’ın bayrağında bir Boz kurt kafasının resmi görünüyordu. Osmanlı Türkleri iptidai (ilkel) ve vahşi, hayvan gibi kuvvetli idiler.

Yassı Mogol suratlarında ince çekik gözleri yardı. Yaban Bozkırlarda, Orta Asyanın korkunç yaylalarında avladıkları boz renkli kurtlar kadar sert ve amansızdılar. Buna rağmen göçebe hayatın tehlikeleri onları inzibata sokmuş, Beylerine mutlak surette itaatli kılmıştı. Asırlardanberi at kılından yapılmış kara çadırlarını, Gobi çölünün kenarında Sungarya ovalarına kurmuşlardı. Su ve ot yoksulluğunun tesiri altında Süleyman Şah, aşiret halkının başına geçti. Garbe doğru hicrete mecbur oldu. Anadoluya geldi. Son asır tarihine girdi.”

M. Armstrong, ilk Türkleri Osmanlı Türkleri sanıyor, binlerce ve binlerce senelik eski Türk tarihi içinde muayyen ve nisbeten kısa bir devre olan Osmanlı tarihinin bütün Türk tarihi olmadığını ya cehaletinden bilmiyor, yahut inkar edecek kadar garezkarlık gösteriyor. Türk ırkının asaletini ve medeniyetini inkâr ederek ecdadımızı «iptidai, vahşi» diye tavsif etmesindeki kabalık, eserinin asıl mevzuunu yalan ve iftira içinde ne suretle tahrif edeceğine ilk alâmettir.

Müellif bundan sonra Osmanlı tarihini kısaca hülâsa ederek Osmanlı padişahlarını «gaddar, hayvani» diye tavsif ettikten sonra, on dokuzuncu asra geliyor. Rusya harbini, Berlin kongresini anlatıyor ve nihayet Mustafa Kemalin doğduğunu, Kitabı mukaddes üslubu ile şöyle haber veriyor:

«Bu hadiselerden dört sene sonra, Ege denizinin şimalindeki Selanik şehrinde, Ali Rıza isimli bir Türk ile zevcesi Zübeydeden bir çocuk doğdu: Adını Mustafa koydular…»

Ali Rıza kimdi? Zübeyde kimdi? Mustafa Kemal nerede doğmuştur?.. Bu suallerin cevabını verirken M. Armstrong, baştan aşağı hataya, yalana sapmıştır. Hususi hayatını tetkik iddiasile koca bir kitap yazdığı cihanşümul şöhrete malik Büyük İnsanın hiç olmazsa, çocukluk hayatı, ailesi hakkında doğru şeyler söylemesi bir müellif için en basit bir vazife değil miydi? Bu derece müsbet dünyaca malum, öğrenilmesi herkes için gayet kolay hakikatleri bile tahrif eden bir muharririn eserine nasıl itimat edilir? Müellifin hatalarını, yarından itibaren birer birer göstereceğiz.

NECMEDDİN SADIK


3 / 7

BOZ KURT: Mustafa Kemal
Yüzbaşı Armstrong’a Cevap

NECMEDDİN SADIK, Akşam Gazetesi
10 Kanunuevvel (Aralık) 1932 Cumartesi

Mustafa Kemalin babası Ali Riza kimdi?
Anası Zübeyde hanımın evsafı.
Gazinin doğduğu ev ve mahalle.
Mustafa Kemalin ilk çocukluk hayatı.
Şemsi efendi mektebi ve askeri rüştiye…

M. Armstrong’un “Boz Kurt” kitabına göz gezdirelim:

Eserin 17 inci sahifesinde muharrir, Mustafa Kemalin ailesini, çocukluğunu anlatıyor: Babası Ali Rıza, fakir, ehemmiyetsiz, hiç şahsiyeti olmıyan bir adammış.

Çocukluğunda sırp hududundaki Arnavutluk dağlarından gelerek Selânikte düyunu umumiyede kâtiplik ediyordu. Maaşı azdı, tedahüle (ödemelerde gecikmeye) kalıyordu. Boş vakitlerde ticaret ediyordu. Fakir bir mahallede, küçük bir evde yaşıyorlardı. Mustafa Kemalin annesi Zübeyde de, (güney) cenubi Arnavutluktan gelmiş köylü bir kadınmış.

Mustafa Kemalin babası vefat edince, annesi «Lazasan» da biraderinin yanına iltica etmiş… Genç Mustafa, orada hayvanlara bakmıya, ahırları temizlemeye memur olmuş… Bu köy hayatını sever görünüyormuş. Yaşı ilerledikçe münzevi (içine kapanık), müçtenip (çekingen), hür ve müstakil tabiatli olmıya başlamış…

Mustafa Kemal on bir yaşına gelince annesi onu mektebe göndermek için hemşiresinden (bacı) nakdi yardım istemiş ve Mustafa Kemal, mektebe girmek için tek başına Selâniğe gitmiş. Müellife göre, Mustafa Kemal, çocukluğunda inatçı, kavgacı idi. Bir gün mektepte döğüş etti. Hocasına karşı geldi. Mektepten kaçtı, bir daha gitmedi… Mü-ellif, Gazi’nin validesi Zübeydenin daha sonraları kör olduğunu yazacak kadar yalanda ileri gitmiştir.

Kitabın 17, 18, 19 uncu sahifelerini kaplıyan bu iddiaların ne kadar yalan olduğunu birer birer anlatalım:

Bir kere, Mustafa Kemalin babası bir askeri kumandanın [officier superieur] ün oğlu olan Ali Rıza idi. İlk gençlik hayatında o zamanki Yunan hududuna yakın, sahilde müstakil bir rüsumat (gümrük) müdürü idi. Ondan sonra memuriyetini terkederek kereste ticareti yapmıştır. Kendisinin ormanları vardı ve Selânikte müteaddit kereste mağazalarına malikti.

M. Armstrongun dediği gibi ….. (bu bölümde arşivden görüntü alınırken başka bir kupür araya karıştığı için yaklaşık birkaç cümle eksiktir. ilgili arşivlerden tekrar kontrol edilmesi mümkündür – dm) …..

Sırp hududu ve Arnavut dağlarile hiç bir münasebeti yoktu ve olmamıştır. Zekasiyle, teşebbüs faaliyetiyle, akıllılığı, azim ve cesaretiyle Selânikte şöhret sahibi idi. Kendisiyle arkadaşlık etmiş ve buna şahit olmuş henüz berhayat (hayatta olan) adamlar vardır, (Bugün Büyük Millet Meclisi azasından Aydın Mebusu Tahsin Bey) gibi, bu zat Ali Rızanın dava vekili idi.

Mustafa Kemalin anası Zübeyde ise, Selanikli, Selanik yakınında Langaza denilen yerde çiflik sahibi zengin bir ailenin kızı idi. Mustafa Kemalin doğduğu ev, müellifin iddiası hilafına, Selâniğin en şerefli yerinde, büyük bahçeli, senayi mektebinin karşısında ve Selaniğin en geniş caddesinin üzerinde idi. (İslahhane caddesi). Bu evi Ali Rıza yeni yaptırmıştı. Bundan başka dördü bu ev civarında ve biri de (Ahmet subaşı) denilen mahallede olmak üzere daha beş tane evleri vardı.

Evin eski hali dercettiğimiz (yerleştirdiğimiz) resimde görülüyor. Bugün içinde Hellen (yunan) bir aile oturuyor. Evin muhafazası için bu aile Gaziden yardım istemiştir.

Ali Rıza, servetine tama(h) olunarak bir defa Yunan eşkiyası tarafından dağa kaldırılmış ve fidyei necat (kurtuluş fidyesi) mukabilinde kurtulmuştur. Bir defa da Selânikte Evranos zadelerden Memet Paşa, ki Selâniğin en büyük eşrafındandır; dağa kaldırıldığı zaman Ali Rızanın cesaretine müracaat edilmiş ve o da bizzat asker ve jandarmanın başına geçerek Memet Paşayı kurtarmıştır.

Mustafa Kemal Hazretleri, tıpkı babasına benzemektedir. Ayni baba ve anadan Naciye atlı diğer bir kız kardeşi vardı, sonra ölmüştür.

Mustafa Kemalin anası Zübeyde, İngiliz müellifin dediği gibi, köylü değildi. Selaniğin eski ailelerinden birine mensuptu. Cenubi Arnavutlukla hiç bir alakası yoktu. Bütün Selânikte asaleti ile, fazileti ile bilhassa zeka ve akıllılığı ile şöhret bulmuş bir kadındı.

Zübeyde, hiç bir vakit kör olmamıştır. Ve İzmirde dünyaya veda ederken gözünü kapadığı güne kadar asla kör değildi! Bu derece yalan yazmaktan maksat nedir?

Ali Rıza’nın ölümünden sonra, Zübeyde henüz hayatta olan anası ve kardeşi ile bir müddet birlikte yaşadı. Fakat bu, müellifin dediği gibi parasızlıktan değildi. Henüz çok genç olduğu içindi ve çocuğu Mustafa Kemali münasip bir sinne yetiştirinciye kadar başka bir adamla evlenmemeye karar verdiği içindi.

Ali Rıza öldükten sonra, yalnız zevcesi Zübeydeye değil doğrudan doğruya Mustafa Kemalin şahsına ve kız kardeşlerine kafi servet bırakmıştı. Bu devirde Mustafa Kemal bir müddet çiflik hayatı yaşadı ve çiftliğin bağ bahçe ve tarlalarında dolaştı. Fakat bu meşgale sırf eğlenmek içindi ve yanında daima hizmetçileri olarak..

Müellifin yazdığı gibi, Zübeydenin kız kardeşi yoktu ve anasının ve erkek kardeşinin yanında yaşadığı zaman da kendisinin ve çocuklarının masrafını kendi yapardı. Mustafa Kemal mektebe girmek için Selâniğe yalnız değil, büyük anası, anası ve iki kız kardeşiyle döndü. Ve esasen çiftlik Selâniğe atla iki saat mesafede idi. Oraya daimi surette kalmak için değil, mevsim münasebetiyle gidip gelinmiştir.

Selâniğin en modern ve mükemmel mektebi olan Şemsi Efendi mektebinde ilk tahsilini bitirmiş bulunan Mustafa Kemal, kısa bir zaman çiflik hayatı geçirdikten sonra Selâniğe, daha yüksek tahsile devam etmek üzere evvela sivil rüştiye mektebine girmiş; filhakika orada bir mualliminin muamelesinden müteessir olarak orayı terketmiştir. Ondan sonra, askerliğe hevesi uyandığı için annesinin muvafakatini almadan imtihan vererek askeri rüştiyesine girdi. Bütün bu vakayi, müellifin, Mustafa Kemalin hayatını bile ciddi surette tetkik etmediğini ve kitabını şuradan buradan işitme yalan yanlış malümat ile doldurduğunu gösteriyor.

Yarın devam edeceğiz.

NECMEDDİN SADIK


4 / 7

BOZ KURT: Mustafa Kemal
Yüzbaşı Armstrong’a Cevap

NECMEDDİN SADIK, Akşam Gazetesi
11 Kanunuevvel (Aralık) 1932 Pazar

Gazinin gençlik ve tahsil hayatı hakkında, müellifin garazkârane yalanları.
Mustafa Kemal hiç bir zaman farmason olmamıştı!

Armstrongun kitabında, Gazinin hususi hayatına ait diğer malumat daha yalandır. Çünkü sırf iftira, isnattan mürekkeptir. Sırasiyle bazılarını tetkik edelim:

Mesela, Gazinin anası, babası, ilk tahsili, oturduğu yer gibi en müşahhas ve maddi meseleler hakkında bile doğruyu yazamayan bu müellif, Mustafa Kemal’in 14 yaşında iken ahlakiyatına dair saçma sapan iddialar ortaya atıyor ve o yaşta kafes arkasında, mahallenin kızlarına sataştığını, fena kadınlar peşinde koştuğunu yazıyor. 14 yaşındaki bir çocuğun, çocukluklarını bu derece mübalağa ile mevzu diye almakta ve anlatmakta mana nedir?

Diğer bir yerde (sahife 25), Gazinin, her arnavut ve makedonyalı gibi otoriteye, istibdada karşı geldiğini söylüyor. Muharrir, görülüyor ki, Arnavutluk ve Makedonya neresidir bilmiyor, yahut bu iki yeri birbirine karıştırıyor.

Diğer taraftan, yine bilmiyor veya kasten bilmek istemiyor ki, Mustafa Kemal, ana ve baba cetleri halis Türk olan, kanı karışmamış öz Türk evladıdır.

Sahife sırasiyle kitabı karıştırmakta devam edelim, neler görüyoruz:

Sahife 26: Gazi, tatilde Selâniğe geliyor. Validesini Radoslu zengin bir tacirle evlenmiş buluyor. Üvey babasını tanımak istemiyor. Anasiyle kavga ediyor.

Halbuki, Mustafa Kemal, daha Selanik askeri rüştiyesinde iken, Zübeyde, Moralı Ragıp Bey isminde biriyle evlenmişti. Bu zat, gerçi «Moralı Lort Abbas» diye, serveti ve asaleti ile meşhur bir adamın oğlu idi.

Fakat Moradan Selaniğe gelinciye kadar yapmıya mecbur oldukları bir çok muhaceretlerden (göç) sonra bütün servetinden mahrum bulunuyordu. Zübeyde, onunla zengin bir adam olduğu için değil, asil bir aileden olduğu için evlenmişti ve mütekabil servet vaziyetleri muharririn söylediklerinin tamamen makûsu (tersi) idi.

Ayni sahifede, muharririn vukufsuzluğuna bir misal daha:

Gazinin Manastır idadisini muvaffakiyetle bitirdikten sonra İstanbulda Erkanıharbiye mektebi (Harbiye), için sureti mahsusada (özel şekilde, torpille) seçildiğini ve oraya mülâzimi sâni (teğmene yakın eski bir rütbe) olarak gönderildiğini yazıyor.

Halbuki Gazi, Selanik rüştiyesinden sonra idadi tahsili için Manastıra gitmiş, orada üç senelik tahsili bitirdikten sonra İstanbuldaki Harbiye mektebine geçmiştir. Burada üç sene tahsilden sonra mülazim olmuştur. Ondan sonra, Harp akademisi (Erkanıharbiye mektebi) ne girmiş, orada üç sene tahsil etmiş, Erkanıharp yüzbaşısı olarak çıkmıştır.

Müellif, Gazinin, Fethi (Okyar) Beyle bir tatil esnasında Manastır idadisinden Selâniğe geldiği vakit tanıştığını söylüyor. Halbuki bütün mekteplerde, Fethi Bey, Mustafa Kemalden bir sene evvel idi. Aralarında mektep hayatında arkadaşlık yoktu. Bu, çok seneler sonra, her ikisi kolağası (kıdemli yüzbaşı) iken Selânikte vuku bulmuştur.

Müellif, garazkarlığı ne dereceye götürmüştür ki, Gazi İstanbulda Harbiyeye girdiği vakit «büyük İstanbul şehrinin napâk (pis) muhitine daldığını» gecelerini kahve ve lokantalarda geçirdiğini, gezip dolaştığını yazıyor…

Yalan!.. Çünkü, Mustafa Kemal İstanbulda üç sene Harbiye ve üç sene de Erkanıharbiye mektebinde askeri ve leyli (gececi, yatılı) talebe hayatı geçirdi. Muharririn dediği gibi bir hayat yaşamaya leyli askerî mektebinin şeraiti müsaade edemezdi.

Mustafa Kemal, bu devirde, tatil günleri alelusul (öylesine) gidilen birkaç masum ve nezih mesire yerinden başka bir yer tanımıyordu. Yine Gazinin mektep hayatından bahseden müellif, Harbiyede «Vatan» cemiyeti teşkilatı olduğundan bahsediyor.

Herkes bilir ki Erkanıharbiye mektebinde filhakika (hakikaten) inkilâpçı küçük bir teşekkül vardı. Fakat, Vatan cemiyeti bu değildi.

«Vatan» cemiyetini, Mustafa Kemal, Şama nefyolununca (sürgün) orada, bugün Çorum mebusu Dr. Mustafa ve Kırşehir mebusu Müfit Beylerle kurmuştu.

Bu misalleri sadece müellifin, hadiselerin ne derece cahili olduğunu göstermek ve güya tarihî olmak iddiasında bir kitaba nasıl üstün körü ve ekseriya kasten yalan vakalar soktuğunu anlatmak için alıyoruz.

Devam edelim:
Sahife 36: Gaziyi Şama nefyediyorlar. Gizlice Selâniğe geliyor. Sonra ikinci defa, meşrutiyetten biraz evvel, tekrar Selâniğe geliyor. Üçüncü ordu Erkânıharbiyesine memur… Validesinin ikinci kocası ölmüş, epey bir de servet bırakmış..

Hakikat büsbütün başka:
Mustafa Kemalin üvey babası o tarihte değil, Balkan harbinden çok sene sonra ölmüştür. Zübeyde, Balkan harbinden sonra oğluna mülaki olmak (kavuşmak) üzere İstanbula geldiği vakit ikinci kocasını Selanikte bırakmıştı. Bu zat orada, Zübeydenin evinde oturup onun orada bıraktığı servete bakmak üzere kalmıştır.

Armstrong anlatıyor:
Gazi, Selaniğe üçüncü ordu erkanıharbiyesine memur olarak döndüğü vakit, eski mektep arkadaşlarına rasgeliyor, orada «Vatan» cemiyetinin şubesini teşkile çalışıyor, muvaffak olamıyor. Ona, «İttihat ve Terakki» tesis edildiğini haber vermişler…

Halbuki, Mustafa Kemal ilk firar suretiyle Selaniğe geldiği vakit orada bir «Vatan» şubesi tesis etmiştir. İkinci gelişinde buna lüzum kalmamıştı. Artık bu tarihte «Vatan» cemiyeti «Terakki ve İttihat» adını almış idi ki bu, sonra, «İttihat ve Terakki» şekline girdi.

Diğer sahifelerde, müellif Gazinin zabit arkadaşlarının, -bu meyanda Fethi Beyin- mason olduklarını, ve Gazinin de «Vedata» locasına girdeğini yazıyor.

Bu sahifelerdeki sözler, baştan aşağı saçmadır. Mustafa Kemal, hayatında hiç bir suret ve vesile ile bir mason locasına girmemiştir ve farmason olmamıştır.

Muharririn bir loca ismi dahi uydurarak irtikâp ettiği yalan çok (açık) sarihtir.

Yarın, müellifin, meşrutiyet tarihine ait irtikap (kötülük) ettiği hataları yazacağız.

NECMEDDİN SADIK


5 / 7

BOZ KURT: Mustafa Kemal
Yüzbaşı Armstrong’a Cevap

NECMEDDİN SADIK, Akşam Gazetesi
12 Kanunuevvel (Aralık) 1932 Pazartesi

Hareket ordusu ve Mustafa Kemal
Trablusgarp Seyahati
Gazinin Sofya Ataşemiliterliği
Şark Cephesi hakkında müellifin bariz hataları…

M. Armstrong, nihayet Meşrutiyet tarihine geliyor. Enverleri, Niyazileri, 31 mart irticaını, hareket ordusunu an-latıyor. (Sahile 42).

Mahmut Şevket paşa, Selânikte (kararsız) mütereddit… Erkanıharbiyesinde Mustafa Kemal de dahil… Mahmut Şevket paşaya, yarı arzusu hilafına harekete icbar etmişler. Dümdar (artçı) kuvvetini birinci muhtelit fırka teşkil ediyor. Bunda, Enver süvari müfrezesine ku manda ediyor.

Meşrutiyetin ilanı ve ondan sonra İstanbuldaki 31 Mart irticaı vakası üzerine oraya ‘hareket ordusu’ namı altında bir kuvvet gönderilmesi hakkında muharririn verdiği bu izahat kâmilen yalan ve yanlıştır. Mesela, ‘Avant Garde’ (Öncü Birlik) süvari müfrezesinin kumandanı olan Enver değil, Erkanıharp binbaşısı Muhtar Bey isminde biri idi. Bu zat şehit oldu. İstanbulda Hürriyeti ebediye tepesindeki âbide bunun namına yapılmış oraya gömülmüştür.

İrtica hadisesi esnasında Berlinde bulunan Enver, Hareket ordusu İstanbula vasıl olduğu zaman, Selanikten hareket edebilen Mahmut Şevket Paşa ile birlikte son günde gelmişti. Selânikten itibaren Hareket ordusunun kumandanı Selanikte bir redif fırkası kumandanı olan Hüsnü Paşa ve Erkanıharbiye reisi de Mustafa Kemal idi. Bu kuvvetlere “Armee d’operation” (Hareket Ordusu) ismini veren bizzat Mustafa Kemaldir. Müellif, diğer sahifede, Mustafa Kemalin Makedonyada üçüncü ordu erkanıharbiye reisi olduğunu yazıyor… Mustafa Kemal, hiç bir vakit Makedonyada üçüncü ordu erkanıharp reisi olmamıştır ve o vakit rütbesi de buna müsait değildi. Zira o zamanlarda henüz binbaşı dahi olmamıştı…

«İttihat ve Terakki» hükümeti, muhalefet, memlekette hoşnutsuzluk, Mustafa Kemalin komploları, politikacılığı, Ali Rıza paşa ile Fransaya manevralara (tatbikat) gitmesi ve saire… Bunları geçiyoruz. Müellif bir yerde Trablusgarp harbı esnasında oraya giden Mustafa Kemalin, Felestin, Mısır yolu ile karadan gittiğini yazıyor.

Halbuki Mustafa Kemal Trablusgarba kara yolu ile gitmedi. «Tanin gazetesi muharriri Şerif Bey» namı ve pasaportu ile bir Rus vapuruna binerek Mısıra çıktı ve oradan Derne cephesine gitti.

Muharrire göre Mustafa Kemal, orada Enveri de buluyor, Enverle geçinemiyor. Zira Enverden eski olduğu halde onun emrinde olmıya tahammül edemiyormuş…

Halbuki Enver, Mustafa Kemalden iki sene evvel askeri tahsilini bitirmiş olup ondan eski bir zabit idi. Rütbesi de daha ileri idi. Ancak bu sebepledir ki Enver cephe kumandanı olmuştu.

Gazi, Trablustan avdet ediyor. Muharrir bu avdetin Fransa, Avusturya, Romanya, Karadeniz tarikiyle vukubulduğunu yazıyor. Halbuki, Gazi, Tiryeste-Macaristan tarikiyle memlekete dönmüştür. Yani Fransaya uğramamıştı.

Balkan harbinden sonra, Mustafa Kemal, malüm olduğu üzere, Sofyaya Ateşemiliter tayin ediliyor. Müellif bariz bir iftira ile Gazinin Sofyadaki hayatını gayet fena tasvir ediyor.

Mustafa Kemalin, Sofya hayatına ait olan bu sahifelerde de çok aşikar manasızlıklar vardır. Hakikat olan ve bugün dahi mahallinde binbir şahidi bulunan şudur ki: Mustafa Kemalin Sofyadaki Ateşemiliterlik hayatı ve sosyete hayatında bıraktığı intiba namuskarlık ve fazilet nümunesidir. Bilhassa kendilerinin şerefine karşı nezaket ve hürmetkarlığiyle en büyük ve en kibar ailelerin, aile efradından imiş gibi, emniyet, itimat ve hürmetini kazanmıştır.

Mustafa Kemalin o hayatı ile Bulgarlar indinde temin etmiş olduğu itimat ve muhabbet hala devam etmektedir. Her hangi bir Sofyalı bulgar ailesi bugün bile o hayatın tafsilatını verebilir, ve Gaziden derin bir hür metle bahseder. Sofyaya ettiğim müteaddit seyahatlar esnasında, Bulgarların Gazinin o zaman bıraktığı necip hatıralardan minnetle bahsettiklerine bizzat şahit oldum.

Harbı umumiye geldik:
«Gazinin Sofyadan avdetine Enver paşa müsaade etmiyor. Sofyada kalıyor. Fakat Enver paşa, Kafkas cephesine gitmiş, topal İsmail Hakkı paşa Envere vekalet ediyormuş. İsmail Hakkı, Gaziyi Sofyadan çağırmış. Limon Von Sandrese, Çanakkaleye kumandan göndermiş.» (Sahife 46)

Hakikat büsbütün başka.
Mustafa Kemali çağıran İsmail Hakkı paşa değildir. Şarkta mağlûp olan Enver, Erzurumdan bizzat çektiği telgrafta Mustafa Kemalin vazife almak üzere İstanbula gelmesini bildirmiştir.

Bir hata daha:
Güya, Enver Kafkastan avdetinde Mustafa Kemali derhal kumandadan kaldırmak emrini veriyor ve bunun üzerine Liman Von Sandres, onu Maydostaki (Eceabat’ın eski adı) 19 uncu fırkaya gönderiyor…

Muharrir, daha sonra da, Gazi’nin, Anafartalarda «Paşa» olduğunu yazıyor. (Sahife 81)

Bunlar da doğru değil: Çünkü Enver, Mustafa Kemali bizzat çağırmış olduğu için, onu işe başlamadan kaldırması esasen varit (olası) olamazdı.

Mustafa Kemal, evvela Arıburnunda, sonra Anafartalarda muvaffak olduğu zaman Enver onu onlardan uzaklaştırmaya teşebbüs etmiştir. Fakat buna da muvaffak olamamıştır. Diğer taraftan, Mustafa Kemal, Anafartalar cephesinde Paşa olmadı. Çanakkale muharebeleri bittikten sonra, şarkta, Muş-Bitlis cephesinde iken Paşa olmuştu…

Müellif, bunu bile bilmiyor. Ne garip!

Devam edelim… (Sahife 86- 88)

Mustafa Kemal, Kafkas cephesine gönderiliyor. Cephede ordunun vaziyetini pek fena buluyor. Rusların bir taarruzundan endişe ediyor. Muavenet (yardım) taleplerine cevap alamıyor. Rus ihtilalinin başlaması dolayısiyle Rus ordularının bozulmaya başlaması, bir talih eseri olarak onu bu müşkül vaziyetten kurtarıyor… Ondan sonra, Mustafa Kemal, Vanı, Muşu, Bitlisi alarak Batum üstüne yürüyor ve kumandayı Kazım Kara Bekir paşaya devrediyor! Ona, memleketi temizlemek, hududu tespit etmek talimatını veriyor…

Bunlar da doğru değil: Zira, Mustafa Kemal 16 ıncı kolordu kumandanı olarak Bitlis-Muş cephesine gitti ve ilk günlerde bu iki cephede taarruz ederek beş günlük bir muharebe ile Bitlis ve Muşu Ruslardan geri aldı.

Mustafa Kemalin doğrudan doğruya Kafkas cephesiyle alakası olmamıştır. Bu cephede iken (yani Bitlis-Muş cephesinde) Ahmet İzzet paşanın yerine ikinci ordu kumandanı olmuş ve daha sonra bu son kumandanlıktan ayrıldığı zaman yerine ikinci ordu kumandanlığına Fevzi paşa gelmiştir. Kazım Kara Bekir paşa bu cephede Mustafa Kemalin emrinde bir kolordu kumandanı idi, ve yine kolordu kumandanı olarak kalmıştır.

Batuma yürüyüş ve saire hakkında kitapta yazıldığı gibi Kazım Kara Bekir paşaya verilmiş emirler yoktur, ve bu yazılar tamamen asılsızdır.

Müellif, harp tarihine geçmiş hakikatlere olsun hürmet etmemeli mi idi? Etmiyor ve etmeyecek!..

Muharririn, hakikatleri nasıl tahrif ettiğini, yarın da sarahatle göstereceğiz.

NECMEDDİN SADIK


6 / 7

BOZ KURT: Mustafa Kemal
Yüzbaşı Armstrong’a Cevap

NECMEDDİN SADIK, Akşam Gazetesi
13 Kanunuevvel (Aralık) 1932 Salı

Maslup (Asılmış) Arifin idam kararını Gaziye imzalattıran müellif, nasıl uydurma sahneler tertip ediyor!

Mütareke devrinin tarihi… Sultan Vandettin firar ediyor, ve saire… Malüm hadiseler.

M. Armstrong, bir münasebetle maslup Ariften bahsediyor. Ve Gazinin, Arifi Selanik ve Manastırdan beri tanıdığını, Suriyede, Balkanlarda ve Geliboluda beraber çalıştıklarını yazıyor (sahife 118).

Müellife nazaran, Arif, Gazinin yegane dostu imiş. Bir adam ki, ona kalbini açmış, onun mahremi olmuş…

İstiklal mahkemesi tarafından idama mahküm edildiği vakit, Gazinin bu idam kararını nasıl imza ettiğini, M. Armstrong, kitabında bir roman gibi, bütün teferrüat ve etvariyle (tavırlar) anlatıyor! Müellifin ne derece yalana düştüğüne bir misal olmak üzere bu bir kaç satırı aynen alalım:

«Orada bulunan birinin söylediğine göre: Sıra (imza sırası) bu kağıda (Arifin kağıdına) gelince, Gazinin boz renkte bir maske gibi olan yüzü hiç değişmedi. Bir mütalaa söylemedi; tereddüt etmedi; sigara içiyordu. Sigarayı tablanın kenarına bıraktı. Arifin idam müzekkeresini alelâde bir iş imiş gibi imza etti, öteki kağıda geçti… Bir takım hatıraların ve hislerin, iradesini zaafa düsürmesine müsaade etmiyecekti…» (Sahife 273)

Halbuki bunlar hep hayal mahsulüdür.

Arif Adanalıdır, askeri idadi tahsilini Erzurumda yapmıştır. Manastırda değil, Mustafa Kemalle ancak İstanbulda, Harbiye ve Erkanıharbiye mekteplerinde ayni sınıfta bulunmuşlardır. Bahsolunan tarihte, yani, İstanbulda mütareke senelerinde, Arif bir defa dahi Mustafa Kemalin yanına gelmemiştir. Ancak, Mustafa Kemal Anadoluya geçerken maiyetinde kolordu kumandanı olarak gelen Refet Beyin (şimdi paşa) Erkânıharbiye reisi olarak ona vapurda iltihak (eşlik) etmiştir.

Mustafa Kemalin o zaman Erkânıharbiye reisi, bugün İzmirde vali bulunan Kazım paşa idi.

Bu sahifelerde ve müteakip bahislerde rezilâne bir düşünce ile yazıldığı gibi, Arif hiçbir vakit, hiç bir hususta Mustafa Kemalin mahremi olmamıştır. Bütün Anadolu inkılabı senelerinde Mustafa Kemal, Arifi şöyle istihdam etmiştir:

Mustafa Kemal, Samsuna çıktıktan sonra, Arifi beraberinde bulundurmaıştır. Samsun cenubunda (güneyinde) Kavak denilen bir köyde teşkilat yapmak üzere bırakmıştır. Sıvasa, Erzuruma, Ankaraya beraber götürmemiştir ve kendinden uzak muhtelif vazifelerde bulundurmuştur.

Yunanlılara karşı garp cephesi teşekkül ettikten sonra İsmet paşanın maiyetinde evvela bir fırka kumandanı, sonra da bir grup (kolordu) kumandanı olmuştur. Fakat Arif, vazifesinde gevşek, aldığı emirleri tatbikte laubali oldu-ğu için, ve bilhassa ordu Sakaryaya çekilirken büyük hatalar irtikâp ettiği anlaşıldığından, cephe kumandanı İsmet paşa tarafından, Başkumandan olan Mustafa Kemale şikayet edildi. Mustafa Kemal, cepheyi böyle bir kumandanın mazarratından (zararından) kurtarmak için Arifi, halin müsaade ettiği en ağır ceza olarak, kumandadan çekmiş, karargah emrine vermişti.

Sakarya meydan muharebesi esnasında Mustafa Kemalin ufak bir kabine militeri vardı. Onun reisi Liman Fon Sandresin Erkanıharbiye reisliğini yapmış olan Kazım paşadır. Arif, karargah emrinde iken bu zatın maiyetinde idi.

Bilahare Arif, askerlikten çekildi, mebus oldu. Bundan sonra Mustafa Kemalin muhalifleriyle birleşti ve bilhassa Mustafa Kemalin şahsına suikast yapanların her defasında başında bulundu ve malüm olduğu gibi, kendisi istiklal mahkemesi tarafından idama mahkam edildi.

Muharrir, Arifin idam kararını Mustafa Kemale Ankarada Çankayadaki evinde imza ettirmek suretiyle uydurma bir sahne tertip etmiş… Halbuki Mustafa Kemal, hayatında hiçbir idam kararı imza etmiş değildir. Çünkü, bu salâhiyet kendisine asla verilmemiş ve daima Büyük Millet Meclisi tarafından muhafaza edilmiştir. Malümdur ki bizde, idam hükümleri Meclis karariyle verilmiştir ve verilir. İstiklal mahkemesi kararlarını ise Meclis dahi tasdik etmezdi. Bundan maada Arif İzmirde idam olunurken Mustafa Kemal, Ankarada değildi, seyahatte idi.

Türkiyede Mustafa Kemalin yakınında ve uzağında bulunanlarca gayet açık bir surette malümdur ki Arif, onun fikir müşavirliğini yapmamış ve yapamazdı. Müellifin uydurmaları bundan ibaret değildir. Daha göreceğiz.

NECMEDDİN SADIK

Necmeddin Sadık bey Cenevreye gitti

Terki teslihat (silahsızlanma) konferansı umumi komisyonu, Almanların tekrar konferansa avdetleri üzerine, bir kaç güne kadar toplanacaktır. Bu içtimada hazır bulunmak üzere Türkiye murahhası, Sıvas mebusu Necmeddin Sadık bey dün akşamki trenle Cenevreye gitmiştir. (Gazetede aynı sayfadaki diğer bir haber)


7 / 7

BOZ KURT: Mustafa Kemal
Yüzbaşı Armstrong’a Cevap

NECMEDDİN SADIK, Akşam Gazetesi
14 Kanunuevvel (Aralık) 1932 Çarşamba

Milli mücadele devri: Kazım Kara Bekir paşa, Rauf bey.
Halide hanıma, müellif, mühim yer ayırmış.
İçki ve kadın meselesinde, kumar bahsinde, Armstrong’un garazkarlığı…

Bundan sonra M. Armstrong, milli mücadele hareketlerine geçiyor. Memlekette herşeyin nasıl dağılmış bir halde olduğunu, orduları, Gazinin karmakarışık ve perişan olduğunu yazarken diyor ki:

«Yalnız şarkta Kazım Kara Bekirin kumandası altında olan Diyarbekir kolordusu mevcut idi. (Sahife 130)

Yine aynı sahifelerde İzmir karşısındaki çeteleri, Bahriye nazırlığından istifa etmiş olan Rauf beyin tanzim ettiğini yazıyor. (Sahife 130-132)

Halbuki Kazım Kara Bekir paşa, Diyarbekirde değil, Erzurumda kolordu kumandanı idi. Diyarbekirde kumandan başkası idi. Çetelere gelince: Rauf bey, bugün İzmit mebusu bulunan Süreyya beyin de dahil bulunduğu bazı arkadaşlarla İzmir karşısındaki cephede fırka kumandanı olan Bekir Sami beyin yanına gitmiştir. O gece, o noktada vaki bir bozgunluk üzerine bir geceden fazla kalmayıp Eskişehir üzerinden Ankarada bulunan Fuat paşanın yanına gelmişlerdir.

Rauf bey, kitapta denildiği gibi, hiç bir vakit, hiç bir nevi teşkilâtla uğraşmış adam değildir.

Rauf bey Ankaradan Fuat paşa vasıtasiyle Amasyada bulunan Mustafa Kemale şifre olarak dahi ismini bildirmekten korkmuş, imalı bazı sözlerle kendisinin oraya geldiğini anlatmıya çalışmıştır. Bunu anlıyan Mustafa Kemal, Fuat paşaya Rauf beyi de alarak mütenekkiren (kılık değiştirerek) Amasyada yanına gelmesini emretmiştir.

Raufun, Mustafa Kemal paşaya iltihakı (eşlik etmesi) bu yolda vuku bulmuştur.

Mustafa Kemal gerek bunları, gerek zaten emrinde bulunan Refet paşayı Amasyaya müzakereden ziyade emir vermek için çağırmıştır.

Arifin orada bulunduğu ve not aldığı da vaki değildir, ve bu cihet daha evvel tavzih edilmişti. Gazinin o zaman dikte ettiği şeyleri yazanlar Kazım paşa (İzmir valisi) ile Erkânıharbiyesine memur, bugün Tahran Büyük Elçisi olan Hüsrev bey idi.

M. Armstrong, böyle bir kitapta Halide hanıma mühim bir yer ayırmadan geçemezdi. Nasıl ki, bir kısım sahifelerini kendisine tahsis etmiştir. Fakat, muharririn Halide hanım ismi münasebetiyle yaptığı şairane sahnelerin malzemesi çok uydurmadir.

Türkiyede herkesin bildiği ve bizzat müellifin de dediği gibi Mustafa Kemal, yahudi bir babanın kızı olan Halide hanımdan asla hoşlanmamıştır. Ona yalnız bir kadın olduğu için ve İstanbuldan firarla Anadoluda kendisine iltica ve iltihak ettiği için terbiyeli davranmıştır. Fakat onu hiç bir vakit ciddi hiç bir işe karıştırmamıştır.

Kendisi de bundan çok kudurmuş ve Mustafa Kemalin o zamandanberi her yerde fuzuli olarak aleyhdarı kesilmiştir.
Halide hanım bir kadın olduğu için ve Gazi Hz. nin de bütün kadınlara ve kadınlığa karşı, herkesten fazla nazik ve hürmetli olduklarını yakından bildiğimiz için, bu bahiste fazla ısrar etmiyeceğiz. Esasen, vaziyeti bir çok kimseler bilirler…

Başka bahse geçelim:
Evvelce de yazdığımız gibi, M. Armstrong, Gazinin eserini inkar etmiyor, çünkü edemiyor. Umum için, kitabında, milli mücadelede Gazinin gösterdiği azme, cesarete, askeri dehaya ait hakiki sahifeler vardır. Eğer, müellif, gün gibi aşikar olan bu hakikatleri de inkar etseydi, şüphesiz çok gülünç olur, kitabı kepaze edilirdi.

Gazinin aleyhinde bulunmak için bulduğu strateji, Mustafa Kemalin eserini itiraf, hattâ takdir etmek, ve İngilizlerin bittabi bilmedikleri ve henüz yazılmamış olan hususi hayatına hücum etmek…

Bunun misalini (170) inci sahifede tekrar görüyoruz. Müellif, Gaziyi, milli harekatın mürettip ve nazımı; milletin büyük kahramanı olarak tasvir ettikten sonra bu iltifatı çok görmüş gibi hemen ilave ediyor:

«Fazla içerdi, oyuna dalar, boyalı kadınlar peşinde dolaşırdı…» (sahife 170)
Bu kadar yalan ve iftiraya diişerken bir muharririn utanması lazımdır!

Mustafa Kemal zaman zaman içki içer ve içtiği de herkesçe malümdur. O, bunu asla gizli yapmaz. Binlerce halkın şerefine alenen kadehini kaldırdığı görülmüştür. Zaten O, hususi hayatının hiç bir köşesini gizlemeye, hiç bir zaman lüzum görmemiş ve görmemektedir.

Fakat, muharririn Mustafa Kemalin hususi hayatını fikilerde tecessüm ettirmek için söylediği misaller görülüyor ki, bililtizam (kasıtlı olarak) «skandal» lı bir şekle sokulmuştur.

Mustafa Kemal, Anadolunun ilk buhranlı senelerinde ve iş başında iken hiç bir nevi içkiyi ağzına götürmemiştir.
Bir de Mustafa Kemal herkes gibi kadınlardan hoşlanmaz değildir. Fakat dünyada en çok nefret ve istikrah ettiği de muharririn tarif ettiği neviden süfli (adi) boyalı kadınlardır. Gazinin bu tarzda eğlencesini hiç kimse görmemiştir.

Hele oyun bahsinde müellif, Gaziyi hiç tanımadığını ispat ediyor. Gazi, bazan ve çok nadiren arkadaşlariyle poker oynar. Fakat, Gazinin dahil bulundukları bir oyunun ciddi para oyunu haline girdiği asla görülmemiş, işidilmemiştir. Her oyunun sonunda, oyunun şaka olduğunu ilan eder. Müellif bunu, sefirlerden bile tahkik edebilirdi.

NECMEDDİN SADIK

 

 

Reklamlar

yorum yazabilirsiniz

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s